Cem Yılmaz'ın yeni filmi Yahşi Batı'nın çekimleri tamamlandı. Film Ocak 2010'da vizyona giriyor. Fragmanı yakın zamanda çıkacaktır. Filmden ve film setinden fotoğraflar konunun devamında.
Sinema, hayatın yağmuru bardaktan boşanırcasına yağarken altında ıslanmadan barınabileceğiniz en iyi sığınaktır.
Bir filmin gerçekten "iyi" olması için milyon dolarlar harcanması, oyuncuların dünyaca ünlü olması, senaryonun sıradışı ve sürprizlerle dolu olması gerekmez her zaman. Çünkü bazen yalınlık, sadelik bunların hepsinden daha 'kullanışlı' olabilir. Bazen hayatın ta kendisi, en sıradışı hayalden bile daha çarpıcı ve etkileyici olabilir.
İzlemeyi bunca zamandır ertelediğim bir film, 4 Hafta, 3 Ay, 2 Gün(4 luni, 3 saptamâni si 2 zile). Bitirdiğim zamansa bunca süredir izlemediğim için pişmanlık duyduğum. Film, Romanya'da öğrencilik yapan, kaldıkları yurtta aynı odayı paylaşan iki kızın öyküsünü anlatıyor.
Birlikte hareket ederek birbirleri için fedakarlıkta bulunan iki genç kız, yaşadığımız hayatın tam ortasından kopup gelen iki karakter. Bir karar alırlar ve arkasında durmak için beklediklerinden daha ileri gitmek zorunda kalırlar. Filmin hikayesinden daha fazla bahsetmekse, sizin seyir keyfinize ihanet olur bu film için.
Ancak film, oluşturduğu karakterlerle, senaryoyu bir bütün haline getiren ufak hikayeleriyle, oyuncuların performanslarıyla ve en önemlisi, yazının başından beri dilimize pelesenk yaptığımız o "sade"liğiyle sizi hikayesinin içine alıveriyor. Filmdeki her drama, her heyecana ortak oluyorsunuz.
Başta Cannes'da Altın Palmiye ödülü olmak üzere çeşitli festivallerde farklı ödüller toplayan film, hikayesiyle, (Romanya'dan gelişmiş olsa bile) ülkemizdeki hayattan da bir kesit sunuyor.
Not: Filmi, fragmanını izlemeden izlerseniz sizin için daha çarpıcı ve beklenmedik bir seyir keyfi sunabilir. Fragman, filmden çok sayıda ipucu içeriyor.
Filmin Fragmanı:
Mehmet Aslantuğ, "Kıyı Öyküleri" adı altında yazdığı 3 hikayenin ilkini beyazperde'ye "Aşkın İkinci Yarısı" ismiyle aktardı. Bodrum-Ortakent'te başlayıp Manhattan'da çekimleri son bulan filmde Aslantuğ, eşi Arzum Onan'la birlikte başrolü paylaşıyor.
2 Milyon dolara mâl olan filmin 2 Ekim'de vizyona girmesi planlanıyor. Filmde, birbirini çok seven ancak yıllar önce ayrılmak zorunda kalan iki insanın hayat çizgilerinin tekrar birleşmesi konu alınıyor. Filmin resmi sitesinde, film hakkında yer alan hikaye ise şu şekilde:
"Bir sabah, kıyıdaki küçük taş evin kapısını çaldı bir kadın, ürkek bir tonda! Adam, epeydir hayatında olmayan bir sabah vaktine zorlukla uyanıp kapıyı araladığında; içeri süzülen ışık, birikmiş sarhoşluğuna da çarpmıştı. Kapıdaki kadın, altı yıl önce terkettiği karısıydı!...
Baş edemedikleri bir dolu gerçekle yorgun düştüklerinde; adam, gittikçe ağırlaşan bir alkol bağımlılığına teslim olmuş, kadın da iyileştirmek için verdiği büyük uğraşlara rağmen başaramamıştı. Onlar için sertleşen rüzgar, bitmeyecek bir kasırgaya dönüşüp birbirlerini kaybettiklerinde; usulca çekip gitmişti adam, bu müşterek hayattan.
Kadın, ayrılık sonrası farkettiği hamilelik için hayli bocalamış, hayatında 'o adam' yer almasa da, anne olmaya karar vermişti. Yıllar sonra, artık birlikte yaşadığı biricik annesi de ölünce, yeni bir başlangıç yapmak istemişti. Kürtaj masasından son anda kalkarak hayata kattığı küçük kızını bu ülkede büyütmekten yana değildi. "Oralarda bir düzen kuruncaya kadar, onu bırakacağım tek insan sensin" demişti şimdi, baba olduğunu bile bilmeyen adama!...
Utanmış, vazgeçmiş, devrilmiş birinin karşılaştığı bu sürpriz; gerçeği gizlemekteydi aslında; ama, yorgun bir adamın bunu anlaması çok zordu. Hiçbir erkek, ana rahmine düşen duyguları bilemezdi. Anne olmak, bir zamanların sevgilisi olmaktan yüceydi. Ve sevmiş bir kadın, kalbe mühürlü başka bir şey daha saklardı: Aşkın ikinci yarısını..."
Bugünlerde Fransız halkı, yeni çıkan bir suç/dram filminin tartışmaları içerisinde. Tesadüfen rastladığım ve hakkında araştırma yaptığım film, Fransa'daki hapishane hayatını konu alıyor. Dahası, Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye'ye aday gösterilmiş ve Jüri Özel Ödülü'nü almış. Film hakkında detaylı bilgi almak için Fransa'da yaşayan bir arkadaşımdan yardım istedim.
Arkadaşımın anlattığı kadarıyla, film Fransa'da çok meşhur ve halk arasında bir sürü tartışmalar açılmasına sebep oluyor.
Film, hapisteki hayatı anlatıyor; bu da Fransa'da konuşulması kesinlikle yasak olan konulardan biri. Yerel halkın bildiği kadarıyla Fransa'nın hapishanelerindeki hayat çok korkunç ve bu çok önemli tartışmalar doğuruyor.
Bunu yanında, bu film temelde Fransa'da yaşayan iki büyük toplumu konu alıyor: Kuzey Afrika'dan göç eden ve yerel halkın "Maghrebins" * diye hitap ettiği insanlar ile Korsika(Corse) Adası'ndan gelen insanlar. Bu adadan gelen insanlar kendilerini Fransız halkından görmüyorlar ve kendilerine Korsikalı olarak isim veriyorlar. Hatta bazıları bağımsızlık istiyor. Ve filmin senaryosuna katılmıyorlar. Bu konuda çok kızgınlar çünkü gerçeğin böyle olmadığını savunuyorlar.
Bu yüzden Fransa'da film çok tartışılıyor. Arkadaşıma göre belki de halk hikayenin gerçeklik payı olduğundan korkuyor...
Bense filmi kısa zamanda edinip izledikten sonra, burada kritiğini sizinle paylaşabilirim.
* Mağrebiler(?) - Garbdan/Batı'dan gelenler(?) - Türkçe karşılığını bulamadım
Filmin Fragmanı:
"Balıklar sessizdir. Balıklar hiç düşünmez. Çünkü balıklar her şeyi bilir."
Gördüğü enteresan rüyadan sonra, bu sırrı verir bize Axel (Johnny Depp) balık avlarken. Hayatının baharına yeni girmiş, kendi geçimini sağlayan genç bir adamdır Axel. Kuzeni Paul (Vincent Gallo) yanına gelir ve amcası Leo'nun (Jerry Lewis) yanına gitmek için kandırır onu.Axel, amcasını uzun süredir görmemiştir. Anne ve babasını kaybettikten sonra, uzak durmayı tercih etmiştir amcasından. Oysa amcası, onun hayatında önemli bir yere sahiptir aslında.
Amcasının yanında tekrar kalmaya başlayan Axel, kendinden yaşça büyük bir kadınla, Elaine (Faye Dunaway) ile tanışır ve onunla birlikte yaşamaya başlar. Ancak Elaine'in, Axel'in yaşlarında bir de kızı vardır: Grace (Lili Taylor).Bu iki kadınla aynı evde yaşamaya başlayan Axel, uçma arzusuyla yanıp tutuşan Elaine'e bir planör yapmak için çalışmalara başlar. Bu süre içerisinde hem Elaine ile, hem de onun karmaşık kızı Grace ile arasında geçenler, onun hayatında farklı bir yer edinecektir.
Ünlü Boşnak yönetmen Emir Kusturica'nın Hollywood'da çektiği tek film olan Arizona Dream, en çok eleştiriyi, birtakım eleştirmenlerin Kusturica tarzından farklı olduğu hakkındaki görüşleri çerçevesinde almıştır.Balıklar, Kaplumbağalar ve Alaska; aşk ve kıskançlık; yaşama sevinci ve ölme arzusu temalarıyla kotarılmış bir başyapıt.
Balkan esintisi taşıyan Goran Bregovic imzalı harika müzikleriyse aklınızda derin yer edinecektir.
Filmin Fragmanı:
Juliette Fontaine, hapisten yeni çıkmış, orta yaşlarında bir kadındır. Hapiste kaldığı 15 yılın sonunda karşısına çıkan yeni dünyada ona yardım etmek için kızkardeşi Léa beklemektedir.
15 yıllık bu mahkumiyetin sonunda tekrar insanların içine karışmak, kendini hayatın akışının ortasında buluvermek, Juliette'e bir şok etkisi yapmıştır. Kızkardeşi Léa, onun eski hayatına alışabilmesi, bu şoku atlatabilmesi için sürekli olarak yanında bulunup tüm iyi niyetiyle ona yardım etmeye çabalamaktadır.
Ancak iki kardeşin girdiği bu süreç, hem kendi aralarında bu 15 yıl boyunca olup bitenleri sorgulayarak bir nevi hesaplaşmalarına, hem de Léa'yı 15 yıl boyunca hapiste tutan bu korkunç suçun ardındaki sır perdesinin aralanmasına öncü olacaktır.
Filmde, insan doğasına aykırı ve akılalmaz bir suç işleyen bir kadının, 15 yıllık bu mahkumiyeti sonrası toplumun içine karışma çabası ve bu çabayı sürdürürken işlediği suçun omuzlarına binen külfetiyle yaşadığı dram etkileyici bir biçimde yansıtılmış.
Oyunculuklar ve yönetmenlikse olması gerektiği gibi.
Fransız ve Avrupa Sineması'nda iyi yer edinebilecek bir dram filmi.
Filmin Fragmanı:
Sinema tarihinin en başlarından, en son filmlerde kullanılan görsel efektlere kadar onlarca görsel efekte ait ufak görüntülerden oluşan güzel bir video.
Videoda yer alan görsel efektlerin bulunduğu filmler:
1900 - The Enchanted Drawing
1903 - The Great Train Robbery
1923 - The Ten Commandments (Silent)
1927 - Sunrise
1933 - King Kong
1939 - The Wizard Of Oz
1940 - The Thief Of Bagdad
1954 - 20,000 Leagues Under The Sea
1956 - Forbidden Planet
1963 - Jason and The Argonauts
1964 - Mary Poppins
1977 - Star Wars
1982 - Tron
1985 - Back to The Future
1988 - Who Framed Roger Rabbit
1989 - The Abyss
1991 - Terminator 2: Judgement Day
1992 - The Young Indiana Jones Chronicles
1993 - Jurassic Park
2004 - Spider-Man 2
2005 - King Kong
2006 - Pirates of The Caribbean: Dead Man's Chest
2007 - Pirates of The Caribbean: At World's End
2007 - The Golden Compass
2008 - The Spiderwick Chronicles
2008 - The Curious Case of Benjamin Button
Youtube Linki: http://www.youtube.com/v/LP_hAszQPgk&hl
Ünlü Amerikan eğlence-medya firması Walt Disney'in, çizgi roman firması Marvel'i satın alması için yetkililerinin anlaştığına dair haberler çıktı geçtiğimiz günlerde. Belki de imzalar atıldı ve resmi olarak Marvel, Walt Disney bünyesine girdi.
Yayın hakları Marvel'e ait olan başlıca çizgi romanları hatırlayalım: Örümcek Adam, Fantastik Dörtlü, Hulk, Demir Adam, Daredevil, Kaptan Amerika, X-Men, Civil War, Blade...
Bu çizgi romanların hemen hemen hepsi beyaz perdeye aktarıldı, hatta devam filmleri çekilerek bir seri haline geldi. Diğerleri içinse projeler yapım aşamasındaydı, mesela son haberler Kaptan Amerika filminin başrolü için düşünülen ismin Lost'tan Sawyer rolüyle tanıdığımız Josh Holloway olduğu yönündeydi.
Marvel, geçmişte başarısız ve basit çizgi roman uyarlamalarıyla pek olumlu eleştiriler almasa da son yıllarda çıkarttıkları süper kahraman filmlerinde gözle görüşür bir kalite artışı olduğu su götürmez bir gerçek.
Son yıllarda yaptıkları Demir Adam (Iron Man) ve Yeşil Dev (The -Incredible- Hulk) gibi filmlerin kendilerine ait bir Marvel Evreni'nde geçmesiyse hayranları heyecanlandıracak bir multi-süper kahraman filminin sinyallerini veriyordu.
Ancak çocuklarını kıramayan anne babaları sömürmeyi hedef alan Walt Disney'in, Marvel'i bünyesine alması beni bu konuda tedirgin etmedi değil.
Umarım Marvel kitlesini yalnızca 13 yaş altı çocuklarla kısıtlayarak son yıllarda kazandığı bu iyi izlenimi yitirmez.
Artık Amerikan film endüstrisinin en çok kazananlarından Miley Cyrus'la Vanessa Hudgens'a da birer süper kahraman rolü düşer(!).
Gelişmeleri zamanla göreceğiz.
Mersin Sinema Derneği Akkuyu'da yapımı planlanan nükleer santrali sinema diliyle sorguluyor. Akkuyu nükleer santralini sinema diliyle sorgulamak amacıyla 'Kod:16' adıyla 90 dakikalık bir sinema filminin çalışmalarına başlandı.
Filmin yönetmenliğini daha önce bir çok kısa film ve 'Sokak' adlı uzun metraj bir filme imza atan Yasin Korkmaz üstlendi.
Nükleer santral konusunun 40 yıldır tartışıldığını söyleyen yönetmen Yasin Korkmaz,
"Bu konu ne getirip ne götürecek hala aydınlığa çıkmış değil. Zaman zaman da taraftar olanlar ve karşı olanların taraf değiştirdiğine şahit oluyoruz. Anlaşılıyor ki bu alanda da ulusal bir tavır ve çıkar hesabı yapılmamış. Her şeyimizde olduğu gibi nükleer santral konusu da yabancı çıkar çevrelerinin ilgisi yönünde gelişme gösteriyor. Aslında artık enerji kaynağı olarak nükleer sistem ve teknolojisi de eskimiş durumda. Dünya enerji devleri daha temiz enerji kaynaklarına yönelmişken neden nükleer enerjide diretiyoruz anlamak güç. Çevreye olan öldürücü etkisi artık herkes tarafından biliniyor. Biz filmimizde konunun bir tek çevre yönünü değil Dünya siyasetindeki yerini de sorguluyoruz. Filmimiz insanlara olayı daha iyi anlatmak için nükleer santral kurulduktan sonrasını anlatıyor."
Daha önceden size bahsettiğim, Sinema Dergisi'nin 15. yılı anısına düzenlediği "Son 15 Yılın En İyi 15 Sinema Filmi" anketine henüz ben de bir liste oluşturup katıl(a)madım. 1994'ten 2009'a o kadar harika filmler var ki... Ancak işimi kolaylaştırmak açısından IMDb Top 250'de yer alan 1994 sonrası filmlerin bir listesini çıkardım ve ortaya 90 film çıktı. Bunlar dışında aklıma gelen yerli yapımları da ekledim ve liste haline getirdim. Sizin de işinizi kolaylaştırması açısından bu listeyi sizinle paylaşıyorum.
1994 - 2009 yılları arasında göze çarpan sinema yapımları:
1994
Birçoğumuzun bu yaz 4. sezon finaliyle hikayesi sona eren Prison Break'teki kötü adam T-Bag karakteriyle tanıdığı, aynı zamanda Hitman ve Transporter 3 gibi filmlerle beyaz perdede de adından söz ettiren Robert Knepper, bir diğer ünlü Amerikan dizisi Heroes'un yeni sezonunda dizide yer alacak.
Dolaşan haberlere göre dizinin yeni sezonunda Knepper'in canlandıracağı karakter olan Samuel Sullivan, Angela Petrelli'nin kurduğu şirkete karşı süper güçleri olan bir başka topluluğun oluşumuna önderlik edecek.
Önderlik ettiği toplulukta yer alan kahramanlarsa, Knepper'ın yanısıra diziye yeni katılan diğer oyuncuların canlandırdığı karakterler olacak.
Heroes Sezon 4 Fragmanı: