Cumartesi, Mart 7

Eleştiri 3.1: Seven Pounds

Şu adamın yüzünü görüp de sempati duymamak gerçekten çok zor. Will Smith, Hollywood'un en sempatik isimlerinin başında geliyor belki de... Böyle olmasında hem oynadığı rollerin, hem yaşantısının, hem de başarıyla yaptığı farklı farklı işlerin rolü büyük elbet. Bad Boys ile çarptı ilk gözümüze, daha sonra Men In Black ile popülerliğini arttırdı. Ali filmiyle gitgide artan ünü, Ben Robot(I, Robot), Aşk doktoru(Hitch), Umudunu Kaybetme(The Pursuit Of Happiness) derken I Am Legend filmiyle tavana vurdu. Arkasından Hancock geldi, ve Seven Pounds.1990 yılında "ABC Afterschool Specials" dizisinde aldığı rolü kariyerinin başlangıcı kabul edersek, 19 yıllık kariyerinde her seneye bir film zar zor düşüyor denilebilir. Buna rağmen kendini asla unutturmayan, çoğu kişi tarafından tanınan ve sevilen bir aktör olmayı başarmış. 2 Oscar adaylığı da şüphesiz bunun bir göstergesi. Bütün bunları göz önüne alarak, başrolünü Will Smith'in üstlendiği bir filme dair umutlarımız en başından yeşeriyor zaten.Seven Pounds, belki de başrolünün Will Smith olmasının arkasına sığınabildiği bazı noktaların katkısıyla izlemeye değer bir film olmayı başarıyor. Böyle söylüyorum zira sıkılıp filmi tamamlayamayan kişilere rastladım maalesef. Bazı filmlerin düşük temposu ister istemez soğutabiliyor filmden. Ancak ben bu filmden sıkılan birisinin tempodan değil filmin başlarındaki karmaşadan etkilendiğini düşünürüm. Zira filmi 15-20 dakika izledikten sonra farkediyorsunuz ki, hala bir şey anlamamışsınız. Ancak bu kötü niyetle değil, bilakis iyi bir niyetle, izleyici için yapılmış bir iyilik. Parçalar yerine oturdukça anlıyorsunuz ki bu senaryo standart bir biçimde ilerlese film etkileyici olmaktan çıkıp klişelerden müteşekkil bir zaman kaybı haline gelebilir.Bu sözlerimi bir garanti belgesi olarak nitelendirebilirsiniz. Yani filmi sonuna kadar izledikten sonra kimsenin bu filmi bir zaman kaybı olarak nitelendirebileceğini düşünmüyorum. Temposu ise sadece ilk 40-45 dakikada düşük gelebilir, film anlam kazandıkça tempo da artıyor zaten.
Bu filmde Will Smith'in üstlendiği karakter günlük hayatımızda rastlayamayacağımız kadar "iyi" birisi. Sebep olduğunu düşündüğü bir olayı telafi etmek için kısasa kısas uygulamaya karar verip hayatının -geri kalanını- buna adıyor. "Kendime uzun süredir iyi davranmamıştım" derken özetliyor bu amaç doğrultusunda hayatını ne hale getirdiğini.Will Smith'e bu filmde Rosario Dawson eşlik ediyor. Onun da oyunculuğu Will Smith kadar etkileyici. Kendisini tanıyanlar için film daha çekici hale geliyor doğal olarak.
Filmde işlenen dram kendini en çok son yarım saatte hissettiriyor. Olay tamamen çözümlendikten sonra, oluşan üzüntü ve endişe kanınıza iyiden karışıyor ve son dakikalar seyre doyulmaz bir hale geliyor bu duyguların etkisiyle. Bu yüzden bölük pörçük değil, bir bütün halinde izlenmesi gereken bir film Seven Pounds.Gariptir ki elleriniz klavyeye vardığında uzun uzadıya bahsedilecek pek bir şey bulamasanız da filmi hatırladığınızda size o duygu yüklü dakikaları hatırlatıp etkisini her an hissettirebiliyor. İnşa ettiği değerler üzerine çelişki içermeyen karakterleri ekleyerek oluşturduğu bütünlük hafızanızda derin yer ediyor. Hep gülümserken görmeye alıştığımız Will Smith profili bu filmde Kemal Sunal'ın "Gülen Adam" filminin sonundaki o dramın bir benzerini film boyunca yaşatıyor aslında bize.Seven Pounds, -en azından- izlemeye değer bir film. Ancak bana göre bundan daha fazlası. Başyapıt denemeyebilir ama kaliteli bir dram. Hakkında yazabileceğim şeyler bu yüzden kısıtlı. Her kaliteli dram gibi kelimeler hissettirdiklerinin yanında çok zayıf kalıyor.

1 Yorum - Yorum Yaz:

esra123 dedi ki...

seven pounds u geçmişteki önyargımdan ötürü izlemedim fakat yorumu bir solukta okudum ,will s.in tüm filmlerini hiç düşünmeden izlerdim fakat tek filmiyle "umudunu kaybetme" ile onun filmlerine karşı umudumu kaybetmiştim inşallah seven pounds ile umutlarım tekrar yeşerir.(=